Yolcu Haydar

 Haydar yolda yürüyordu. Yolda kavga eden iki kişi gördü. "Her kavga edeni ayırırsam ben yola nasıl devam edeceğim?" diye düşündü. Karışmadı olaya. Yoluna devam etti. Ara sokağa girdi. Oyun oynayan çocuklardan birinin düştüğünü gördü. "Gören bir ben miyim?" Diye düşündü. *Hem her düşen çocuk için durursam, yolumu nasıl bitireceğim?" Dedi. Durmadı devam etti. Haydar hep yürürdü. Yolun onu bir yere çıkaracağını düşünürdü. Buna o kadar çok inandı ki sonunda, ikinci gündür ha babam yürüyordu. Başını yerden kaldırmadan, yolun onu nereye çıkaracağını düşüne düşüne yürüyordu. Bir gürültü ya da umulmadık bir şey olunca farkında olmadan kafasını kaldırıyor, her yerde durursam nasıl varacağım diye düşünüyor, devam ediyordu. 6 gece 7 gün yürüdü Haydar. Banklarda yattı, uykusunu alamadan devam etti yürümeye. Büfeden aldı yiyeceğini, yürüyerek yedi yemeğini. Nereye çıkaracaktı bu yol onu? Er ya da geç öğrenecekti. 7. Günün sonunda yürümekten tükendi. Umudunu kaybetmek üzereydi. Bilmediği bir mahallede, kaldırımın kenarında oturup 6 gece 7 günü kafasından geçirdi. Ve Haydar, yolun onu neden bir yere götüremediğini fark etti. Yol sadece yürümek değildi. Karşısına çıkan olaylar da onu yavaşlatan engeller değildi. Tüm bu olanlara kayıtsız kalmayı Haydar kendisi seçmişti. Gördüğü şeylere dahil olsaydı, geçtiği her yerden yeni bir şey öğrenecekti. Yol, tesadüftü. İnsana kim olduğunu öğretendi. Tarafını seçtiren, düşeni kaldıran mı yoksa yanından basıp giden mi olduğunu kulağına fısıldayandı. Umutsuzluğu birden bire dağıldı. "Eğer" dedi kendi kendine "kayıtsız kalıp geçip gitmeseydim, tüm bunları neden yaptığımı bilemeyecektim." Yürüdüğü yollara minnet duydu. Bundan sonrası yolla Haydar'ın arasında sır olarak kaldı.