PENÇEYE TÖRPÜ GEREKMEZ
Mazbut, sakin ve iyi huylu bir aslan, bir gün insanların arasına karışıvermiş. İçine kapanık, konuşmaya çekinen ve zarar vermekten imtina eden bu aslan, ormanda bulduğunu yer, açlığını pek önemsemezmiş. Diğer hayvanları parçalamadan yaşamayı denediği için, hiçbir zaman bir sürüye dahil olmamış. Gezegenin başka yerlerini de merak ettiğinden yollara düşmüş. Aslanın huyunu suyunu bilmediği için yoluna çıkan her başka hayvan aslandan saklanmış yahut kaçmış. Duruma alışık olan aslan bazen içerlese de yoluna devam etmiş ve sonunda insanların yaşam alanına girmiş.
Aslanı gören insanlar önce sağa sola kaçışmış, sonra da meraklarına yenilerek yaklaşmaya başlamış. En sonunda da aslanı avlamışlar. Aslan avlanmış olmayı da umursamamış. Başından zaten kendini akışa bırakmış ancak içinde hep bir umut varmış. İyiliğe dair bitmeyen bir umut. Zarar göreceğini göze aldığını kendi kendine söylese de aslında içten içe asla zarar görmeyeceğine dair bir inancı varmış.
Aslan direnmemiş. İnsanlar aslanı alıp bir kafese kapatmışlar. O kafesin içinde tam tamına 7 yıl geçirmiş. 7 yıl sonra parlak tüyleri sırtına yapışan, çenesi sarkmış, gözleri yarı açık, dünyayı çok da umursamayan, umutsuz bir aslana dönüşmüş.
Kafesteki ilk yıllarında insanlar tarafından çok ilgi görmüş. Bunun sebebi insanların onun yanına korkusuzca girebilmeleriymiş. Aslan kimseye saldırmıyormuş. Artık işler o kadar çığırından çıkmış ki, 3 yaşında bir çocuk, bir gün aslanın sırtına binmiş ve ona "eşek" diye bağırmaya başlamış. Aslana tokat atanlar, kulağını çekenler, fotoğrafını çekenler.. Aslan 7 yıl izlemiş, beklemiş, dinlemiş. Sonunda şimdiki haline gelmiş. İnandığı her şey ayaklarının altından kayan, artık kendisini hiçbir şeyin heyecanlandıramayacağını ve mutluluğun kendisinden çok uzak olduğunu düşünen aslan, diğer aslanları düşünmüş. Güneşin derisini yakıp kavurmasını ondan başka umursayan bir aslan yokmuş ama bundan mahrum olan tek aslan da kendisiymiş. Eğer aslanlığını konuştursaymış, insanlarla ilk karşılaştığında ya da ona ilk geldiklerinde ya da vurduklarında diğer aslanlar gibi saldırmayı denese n'olurdu diye düşünmüş.Bunları düşünürken başı ön iki ayağının üzerinde, gözleri, açık olduğu anlaşılmayacak kısıkmış. Daldığı düşünce, uzun zamandır hissetmediği bir öfke hissetmesine sebep olmuş. O sırada kafesinin kapısı açılmış. İçeri giren iri kıyım bir adammış. Küçük bir kasabadan, bu şehri gezmeye gelmiş, gelmişken zamanında adını duyduğu, gazetelerde haberlerini okuduğu bu garip hayvanı görmek istemiş. Fotoğrafını çekmek için aslana yaklaşmış. Aslan yerinden kalkmış. Adama önce pençe atmış. Kanın sıcaklığını hissetmeyeli uzun zaman olmuş. Bu sıcaklık, kanın o kızıl rengi aslanı dehşete düşürmüş. Ama durmamış. Ağzını açmış ve adamın boynunu bedeninden kopartana kadar bırakmamış. Herkes dehşete kapılmış. Aslanı vurmuşlar. Yıllar sonra tekrar gazetelere çıkmış. KATİL ASLAN BİR CAN ALDI manşetiyle.
Etiketler:
var oluş
Sinek
Avizecilerden birinin camında yaşayan sineklerden en yaşlı olanı, küçük sineklere sürekli camdan daha fazlasına sahip olmak istememelerini öğütlermiş. Camı asla geçmemelerini, güzelliğine karşı koyamadıkları ışığa en fazla bu kadar yaklaşmalarını söylermiş. Bir gün içlerinden en meraklı ve tutkulu olanı yaşlı sineğe sormuş "neden bu kadar güzel olan ışığa daha fazla yaklaşamıyoruz neden ona dokunamıyoruz?" Yaşlı sinek suratını asmış ve asabi bir sesle genç sineğe sözünü dinleyip camdan ileri gitmemesini söylemiş. Meraklı sinek bir gün daha fazla dayanamamış ve satıcı çocuğun aralık bıraktığı kapıdan içeri hızla uçmuş. Cama en yakın olan, her gün gözlerini kamaştıran ilk ampulün ışığına mutlulukla yaklaşmış. Yaklaştıkça ışığın güzelliğinden gözleri kamaşmış. Yüzü mutluluk ve aşktan pembeleşmiş. Sonunda ışığa dokunmuş ve dokunduğu anda cız diye yanarak can vermiş. Yaşlı sinek, meraklı küçük sineğin ölümünü uzaktan izlemiş. Bir zamanlar ışığın cazibesine dayanamayan bilge karısı da aynen bu şekilde can vermiş. ölmeden önce kocasına son sözleri " ışığa hasret uzun bir ömür sürmektense, onun ateşiyle ölmeyi yeğlerim. Bu öyle bir aşk ki kanatlarım ona doğru uçmuyorsa uçmanın ne anlamı var? Işık bedenimi sarmayacaksa canımın ne anlamı var? " karısını durduramamış yaşlı sinek. Karısının ışığın ateşinde yanışını uzaktan izlemiş. O günden sonra her yavruya ışıktan uzak durmasını söylemekten ileri gitmeye de yüreği dayanmamış. Küçük meraklı sineğin yanmış yerde duran ölü bedeni ise çoktan dükkana giren insanlardan birinin ayakkabısının altına yapışmış.
ip
Ayaklarımdan astılar beni. Dün geceden beri ters duruyorum. Böyle biteceğini biliyordum fakat bitiş çizgisine bu şekilde gelmeyi ummuyordum.
Bir kadının bacaklarına dolanmıştım. Sarmıştım bacaklarını. Diz kapakları iz bırakmıştı üzerimde. Ta ki o gelene kadar. O adam gelince beni görmezden geldi. Kendimi külotuyla birlikte yere atılmış buldum. Sonrası bu. Gece üzerime yağmur yağdı. Şimdi güneşin sıcaklığı var bedenimde. Umarım rengim solmaz. Ben onun en sevdiği pijamasıyım sonuçta. O her ne kadar dizlerinin bedenimde bıraktıklarının farkında olmasa da.
Bir kadının bacaklarına dolanmıştım. Sarmıştım bacaklarını. Diz kapakları iz bırakmıştı üzerimde. Ta ki o gelene kadar. O adam gelince beni görmezden geldi. Kendimi külotuyla birlikte yere atılmış buldum. Sonrası bu. Gece üzerime yağmur yağdı. Şimdi güneşin sıcaklığı var bedenimde. Umarım rengim solmaz. Ben onun en sevdiği pijamasıyım sonuçta. O her ne kadar dizlerinin bedenimde bıraktıklarının farkında olmasa da.
Deli Gömleği
Akıllılar birbirine sarılır. Deliler kendine. Kendine bile sarılamayan deliler doğru akıl hastanesine. Deli gömlekleriyle kollarımızı birbirimize zorla tutturmalarının tek sebebi saldırganlığımızı önlemek değildir belki de. İçimizdeki bizi bize göstermek için beyaz gömlekleriyle kollarımızı bedenimize dolarlar. "Bak sen delisin!" Kendine tutunmaya çalışan ama kendini bile bulamayan, o yüzden bir türlü hayata tutunamamış kişisin.
Ne var saçlarınızın altında? Kafalarınızın içinde, gözlerinizin arkasında ne var? Aklınızdan geçenler ne? Bir insanın kendini ifade etme çabasının yenilgisini tattınız mı? Aşklarınız diyorum. Aşklarınız dahi sizi delirtemedi mi? Hangi marka giydiniz bu gün? Cepleriniz hangi kağıtlarla dolu? Üzeri Atatürk baskılı, devlet onaylı kağıtlarla mı? Yoksa sadece mürekkepli kalemle bir iki şey karalanmış değersiz kağıtlarla mı? Hepinizi ters çevirsek mesela, sallasak sallasak öyle bi' sallasak ki iki memenizin arasında ne tuttuysanız şimdiye kadar, hepsini döksek toprağa. Kustursak sizi. Parmaklarınızı gırtlaklarınıza sokup mide asidiniz dahi bitene kadar, gözlerinizden yaşlar gele gele kustursak. Ne varsa çıksın artık ortaya. Boş bakan gözlerinizin altında sakladığınız ne kadar pislik varsa ve güzellik varsa kusun. Bırakın güzellikle çirkinlik birbirine karışsın. Ne güzel kalsın geriye ne de çirkin. Hepsi bitsin. İki memesinin arasından hiçbir şey çıkmayanları ayrı bir yere alalım. Konuşalım tükenmişlikleriyle. Sizin kustuklarınızdan onlara birer hamur yapıp, memelerinin arasına yerleştirip onları da kusmaya davet edelim. Ters çevrilip sallananlar tekrar ayaklarıyla toprağa bastıklarında kendini sallayanlara kustuklarını yedirsin. Ceza olarak da kendilerine yapılanı yapmayıp, yani onları ters çevirip sallamayıp, kusmalarına engel olsunlar. Evet. Bu ne demek? Öfkeyle, bilinçle ve diğer hissettikleriyle size dayanamayıp içinizi dışarı çıkaranlara artık siz dayanamayacaksınız. Gözünüz aydın. Artık bilinçli bireylersiniz ve kusmuğunuzu yedirdiğiniz bilinçsiz insan ordusuyla savaşmaya başlayabilirsiniz. İşin kötüsü bu bilinçsiz topluluğu siz yarattınız. Şimdi anlaşılmak için didinmeye başlama sırası. Buyurun, en iyi bildiğiniz cümleden başlayın. Duvarla konuştuğunuzu hissettiğinizde, kusmuğunuzu yedirdiğiniz günü hatırlayın. Kendinizle yüzleşebilirsiniz. Artık kendinize dışarıdan bakıyorsunuz. Nasıl ama? Marka kıyafetleri ve manikürlü tırnaklarıyla birbirlerine aşık olan kadınlar ve adamların arasında elleri nasırlı ve ojeleri bozulmuş kadınları tanıyabildiniz mi? Çıkarabildiniz mi onları? Tam bu anda kustuğunuz an'ı hatırladınız mı? Yemek borunuzun yandığı, midenizin kasıldığı, Gözlerinizden yaşların boşaldığı fakat iki memenizin arasına bir türlü anlamadığınız bir boşluk hissinin yerleştiği o anı hatırladınız mı? Tebrikler. Burada kalın. Depresyonun eşsiz tadını, deli gömleğiyle bedeninize sarılmış kollarınızın arasında doya doya çıkartabilirsiniz.
Yaşamanın gerçek ya da hayal olduğunu sorgulayın ve siz bunu anlamaya çalışırken dışarıda insan sürüsünün sağdan sola soldan sağa koştuğunun farkında olduğunuzu unutmayın.
Ne var saçlarınızın altında? Kafalarınızın içinde, gözlerinizin arkasında ne var? Aklınızdan geçenler ne? Bir insanın kendini ifade etme çabasının yenilgisini tattınız mı? Aşklarınız diyorum. Aşklarınız dahi sizi delirtemedi mi? Hangi marka giydiniz bu gün? Cepleriniz hangi kağıtlarla dolu? Üzeri Atatürk baskılı, devlet onaylı kağıtlarla mı? Yoksa sadece mürekkepli kalemle bir iki şey karalanmış değersiz kağıtlarla mı? Hepinizi ters çevirsek mesela, sallasak sallasak öyle bi' sallasak ki iki memenizin arasında ne tuttuysanız şimdiye kadar, hepsini döksek toprağa. Kustursak sizi. Parmaklarınızı gırtlaklarınıza sokup mide asidiniz dahi bitene kadar, gözlerinizden yaşlar gele gele kustursak. Ne varsa çıksın artık ortaya. Boş bakan gözlerinizin altında sakladığınız ne kadar pislik varsa ve güzellik varsa kusun. Bırakın güzellikle çirkinlik birbirine karışsın. Ne güzel kalsın geriye ne de çirkin. Hepsi bitsin. İki memesinin arasından hiçbir şey çıkmayanları ayrı bir yere alalım. Konuşalım tükenmişlikleriyle. Sizin kustuklarınızdan onlara birer hamur yapıp, memelerinin arasına yerleştirip onları da kusmaya davet edelim. Ters çevrilip sallananlar tekrar ayaklarıyla toprağa bastıklarında kendini sallayanlara kustuklarını yedirsin. Ceza olarak da kendilerine yapılanı yapmayıp, yani onları ters çevirip sallamayıp, kusmalarına engel olsunlar. Evet. Bu ne demek? Öfkeyle, bilinçle ve diğer hissettikleriyle size dayanamayıp içinizi dışarı çıkaranlara artık siz dayanamayacaksınız. Gözünüz aydın. Artık bilinçli bireylersiniz ve kusmuğunuzu yedirdiğiniz bilinçsiz insan ordusuyla savaşmaya başlayabilirsiniz. İşin kötüsü bu bilinçsiz topluluğu siz yarattınız. Şimdi anlaşılmak için didinmeye başlama sırası. Buyurun, en iyi bildiğiniz cümleden başlayın. Duvarla konuştuğunuzu hissettiğinizde, kusmuğunuzu yedirdiğiniz günü hatırlayın. Kendinizle yüzleşebilirsiniz. Artık kendinize dışarıdan bakıyorsunuz. Nasıl ama? Marka kıyafetleri ve manikürlü tırnaklarıyla birbirlerine aşık olan kadınlar ve adamların arasında elleri nasırlı ve ojeleri bozulmuş kadınları tanıyabildiniz mi? Çıkarabildiniz mi onları? Tam bu anda kustuğunuz an'ı hatırladınız mı? Yemek borunuzun yandığı, midenizin kasıldığı, Gözlerinizden yaşların boşaldığı fakat iki memenizin arasına bir türlü anlamadığınız bir boşluk hissinin yerleştiği o anı hatırladınız mı? Tebrikler. Burada kalın. Depresyonun eşsiz tadını, deli gömleğiyle bedeninize sarılmış kollarınızın arasında doya doya çıkartabilirsiniz.
Yaşamanın gerçek ya da hayal olduğunu sorgulayın ve siz bunu anlamaya çalışırken dışarıda insan sürüsünün sağdan sola soldan sağa koştuğunun farkında olduğunuzu unutmayın.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)