Sinek

Avizecilerden birinin camında yaşayan sineklerden en yaşlı  olanı, küçük sineklere sürekli camdan daha fazlasına sahip olmak istememelerini öğütlermiş. Camı asla geçmemelerini, güzelliğine karşı koyamadıkları ışığa en fazla bu kadar yaklaşmalarını söylermiş. Bir gün içlerinden en meraklı ve tutkulu olanı yaşlı sineğe sormuş "neden bu kadar güzel olan ışığa daha fazla yaklaşamıyoruz neden ona dokunamıyoruz?" Yaşlı sinek suratını asmış ve asabi bir sesle  genç sineğe sözünü  dinleyip  camdan ileri gitmemesini söylemiş. Meraklı sinek bir gün daha fazla dayanamamış ve satıcı çocuğun aralık bıraktığı kapıdan içeri hızla uçmuş. Cama en yakın olan, her gün gözlerini kamaştıran ilk ampulün ışığına mutlulukla yaklaşmış. Yaklaştıkça ışığın güzelliğinden gözleri kamaşmış. Yüzü mutluluk ve aşktan pembeleşmiş. Sonunda ışığa dokunmuş ve dokunduğu anda cız diye yanarak can vermiş. Yaşlı sinek, meraklı küçük sineğin ölümünü uzaktan izlemiş. Bir zamanlar ışığın cazibesine dayanamayan bilge karısı da aynen bu şekilde can vermiş. ölmeden önce kocasına son sözleri " ışığa hasret uzun bir ömür sürmektense, onun ateşiyle ölmeyi yeğlerim. Bu öyle bir aşk ki kanatlarım ona doğru uçmuyorsa uçmanın ne anlamı var? Işık bedenimi sarmayacaksa  canımın ne anlamı var? " karısını durduramamış yaşlı sinek. Karısının ışığın ateşinde yanışını uzaktan izlemiş. O günden sonra her yavruya ışıktan uzak durmasını söylemekten ileri gitmeye de yüreği dayanmamış. Küçük meraklı sineğin yanmış yerde duran ölü bedeni ise çoktan dükkana giren insanlardan birinin ayakkabısının altına yapışmış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder